
Maide suresi 64. Ayet ve tefsiri.
64 – Yahudiler, “Allah’ın eli sıkıdır” derler. Sıkı olan onların elidir: Ve bu iddialarından dolayı [Allah tarafından] lânetlenmişlerdir. (81) Tersine, O’-nun elleri sonuna kadar açıktır: O, [lütfunu] dilediği gibi dağıtır. Ama [ey Peygamber,] Rabbin tarafından sana indirilen her şey, onların çoğunu kibirli küstahlıklarında ve hakikati inkarda daha inatçı yapacaktır. Böylece biz, Kitâb-ı Mukaddes’in takipçileri arasına (82) Mahşer Günü’ne kadar [sürecek] kin ve nefret tohumları saçtık: ne zaman savaş ateşi yaksalar Allah onu söndürür; (83) ve onlar yeryüzünde yozlaşmayı ve çürümeyi arttırmak için ellerinden geleni yaparlar: Allah ise yozlaşmaya ve çürümeye yol açanları sevmez.
—–
81 – “Bir kimsenin eli sıkıdır” ibaresi, cimriliği gösteren mecazî bir ifadedir, tıpkı tersinin -“onun eli açıktır”- cömertliğe işaret etmesi gibi (Zemahşerî). Ancak bu iki ibare daha geniş bir anlama da sahiptirler: sırasıyla, “güç/kudret eksikliği” ve “sınırsız güç/kudret” (Râzî). Öyle görünüyor ki Medine Yahudileri, Müslümanların yoksulluğunu görünce, onların Allah yolunda mücadele ettikleri ve Kur’an’ın ilahî vahiy olduğu şeklindeki inançlarını küçümsediler. Böylece, bu ayette zikredilen Yahudilerin, “Allah’ın eli sıkıdır” deyişi ve 3:181’deki paralel söz, “Allah fakir olduğu halde biz zenginiz”, onların İslam’a ve Müslümanlara karşı tavırlarının dolaylı bir tanımıdır. O öyle bir inkar ve tezyif tavrıdır ki şu şekilde ifade edilebilir: “Eğer siz Müslümanların Allah’ın iradesini yerine getirdiğiniz doğru olsaydı, Allah size kudret ve zenginlik verirdi; oysa sizin yoksulluğunuz ve zayıflığınız sizi yalanlamaktadır; yahut sizin bu iddianız, aslında Allah’ın size yardım edemediğini söylemek demektir.” Ancak Kur’an’da çok sık başvurulan bu çarpıcı dolaylı ifade tarzı (îcâz) işaret ettiği tarihsel şartları çok aşan bir anlam taşır: yani, dünyevî zenginlikleri yahut güçleri manevî açıdan “doğru yolda olmak” ile haksız biçimde özdeşleştiren bir zihinsel tavrı tasvir eder. Bir sonraki ayette Kur’an, bu tavrı ele alır ve maddî başarıyı Allah’ın rızasını kazanmış olmanın bir kanıtı olarak görenlerin manevî hakikatlere karşı körleştiklerini ve bu nedenle ahlâken zaaf sahibi ve Allah katında lânetlenmiş olduklarını aynı dolaylı ifade tarzı ile ilan eder.
82 – Lafzen, “onlar arasına”. Buradaki şahıs zamiri, 57-63. ayetlerde sözü edilen Kitâb-ı Mukaddes’in -hem Yahudi hem de Hristiyan- münafık takipçilerine işaret eder (Taberî): karş. “kendilerine unutmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuş” olan Hristiyanlar ile ilgili benzer bir ifade içeren bu surenin 14. ayeti.
83 – Yani Allah, savaşan taraflardan hiç birine çatışmalarını nihaî bir zafer ile sonuçlandırmaları izni vermez ve sonuçta “düşmanlık ve kin” ile yaşamaya devam ederler.